27 Mart 2009 Cuma

H.

Bu şarkının adını görünce hemen herkes bir kelimenin veya bir insanın baş harfi olduğunu düşünmüştür eminim. Telaffuz edilmesi sakıncalı bir şey gibi değil de, özel ve gizli bir şeymiş gibi. Belki de en baştan buradan yanılıyoruz. Belki de bu sadece tek bir harf ve hiç bir kelimenin baş harfi değil. Adı artık silinip gitmiş, esamesinden pek bir şey okunmayan, sadece adının baş harfi kalakalmış birisi bu belki de.

Şarkının içinde üç dört tane metafor kelime bulunuyor. Bu kelimelerden yola çıkılarak türlü anlamlara ulaşılabilir her zaman olduğu gibi. İlk anda anlattığı şey bir bağımlılıktan kurtulma öyküsü veya bir nefret hikayesi gibi dursa da, ki çoğu tool şarkısının ilk anda insana sözleriyle hissettirdiği bağımlılıklardan kurtulma hikayesi gibi gelir, aslında metaforlar ve semboller aracılığıyla söylenen şeyin anlamı değişebilir. Şarkının içindeki en belirgin kelime; Yılan. Bİr yılan var ve bu yılan insanın karşısına çıkıp her şeyi alt üst ediyor. Kendini ona beğendirme dürtüsü uyandıracak kadar çekici bir yılan. Gördüklerinden pek hoşnut değil. Diğer metafor ise şarap. Ve şarkının sonunda da iki şey vuku buluyor; ölüm ve umursamazlık.

Şarkı şu sözlerle başlıyor; Aşıp geldiğim şey canlıydı. Alıkonan şeyse bir ayna. Aşılıp gelinmiş olan şey, oldukça basit aslında; hayat. Çoğu insan hayatının belli bir aşamasında hayatı alt ettiğini düşünür. Bu devre, para kazanılan, sosyal refahın sağlandığı ve çoğu zaman insanın en çiğ dönemlerinden bir dönemdir ki sıklıkla hayatın başlangıcındadır. Ancak insan böyle dönemlerde kendisine bir ayna tutmaz. O aynayı bilerek kendisi alıkoyar. Kendisine şöyle bir bakmaz. Hayatın güllük gülistanlık olduğunu zanneden birisinin karşısına ermişlerden bir ermiş çıkarsa eğer, önce bu kişiye ''çok bilmişş'' denilerek bu kişiden pek hoşlanılmaz. Sabrıyla kendisine hayran bıraktıkça anlaşılır ki bilgeliği son derece geniş insanlardır bunlar ve gelip hayata bakış açınızı değiştirirler. Yılan, bu şarkıda resmen olmasa da hayatın normalliği içinde gelip sizin kendinizi görmekten alıkoyduğunuz aynayı size tutuveren kişidir aslında. Bu bilge kişilerin tarihte ve mitolojide en bilineni de Hermes'tir. Yani H. Oğluna da Hermes adını değil de, sadece H harfini vermesi de bunun bir isim olduğu kanısını güçlendiriyor. İnsanların bir çanta markası haline getirdikleri Hermes, şatafatın anıldığı bir isim haline gelmişse, Maynard muhtemelen marka olmuş bu ismi nitelendirecek şeyi oğluna isim olarak seçmiş. O nedenle oğlunun adı Devo H. Keenan.

Hermesi, tanrıların habercisi, yalancı tanrı olarak geçer yunan mitolojisinde. Hermes'i bugünlere dek taşıyan ise okült ve mistik inançlardır. Hermes, yaşayan en bilge kişi olarak bilinir aslında ve elinde hep bir kadüse tutar.



Kadüse ise Asklepius üzerinden sağlıkla ilişkilendirilse de, aslında Hermes'in ana sembolüdür. Bilgeliğin sembolüdür. Kadüse de şöyle bir şeydir;



Maynard'ın yılan diye bahsettiği kişi, muhtemelen Hermes'ten başkası değildir. Hayata bağımlı, hayatın suretlerden ibaret genelliği içinde normal insan, hayatın aslında bambaşka bir boyutta durduğunu farkedince, yani hermetik olarak farkındalığa erişince, önce bocalar ve yaşarken ölümü tadar. Artık hayat, insana bambaşka bir şekilde görünmeye başlar. Bu farkındalığı eski çağlarda sağlayan kişi, Hermes idi. Delphoi'deki Apollon tapınağının olduğu yerde ve Mısır'da, Hermes'in varlığını yücelten bilgelik okulları bulunuyordu ve bazı insanlar bir çok engeli aşarak bu okullara girerek üstün insan olmanın yollarını arıyorlardı. Zaten yılan da, çoğu kültürde bilginin sembolüdür. Bu sembolün bilgelikle ilişkilendirilmesi ve ademle havva hikayesinde de bilgiyi verenin baştan çıkarıcı yani şarkıda geçtiği şekliyle temptating olması da bu durumla örtüşüyor.

''The snake behind me hisses what my damage could have been.
My blood before me begs me open up my heart again.
And I feel this coming over like a storm again.
I am too connected to you to slip away, to fade away.''

Maynard'ın ardından gelen yılan, aslında kendisinin de yavaş yavaş anlamaya başladığı hayatın aslında görüldüğü gibi olmasığını farketmesinden itibaren gerçekleşiyor. Ancak insan farkındalığın içine girdiği andan sonra, bundan ne kadar kaçarsa kaçsın, gidebileceği bir yer yoktur ve kalbin açılması, yani kalp gözünün açılması da son derece acılı ve şiddetli bir olaydır. Kişi hayata ne kadar bağımlıysa, bu olayın acısı daha da şiddetli olur. Bu dönüşüm sonrasında da bu hayatın içindeki manevi ölüm gerçekleşir. Şarap, hayat suyudur ve yılan, yani Hermes, yani bilgelik, sonsuz bilgi, hayatın berraklığının ne denli yalan olduğunu ortaya koyar. İnsan hayata deliler gibi bağımlıdır haliyle, ''I am too connected to you to slip away, to fade away. Days away I still feel you touching me, changing me, and considerately killing me. '' der şarkıda da zaten. Bu bağımlılık biter ve insan üstün insan olabilme yolunda kendisini ve hayatını şarkının başında söylediği gibi gerçekten aşar. Bundan sonra da artık ne ölüm ne de hayat umrunda değildir. Çünkü görmüştür saf gerçeği. Tüm varlığın özünün farkına varmıştır.

Bu şarkı bana göre bir aydınlanma hikayesidir. Son derece acılı ve aşamalı olarak gerçekleşen bu aydınlanmanın sonunda da kişi artık ''İşte öldüm..'' der. Bu manevi bir ölümdür ve o andan sonra üstün bir insan olmanın kendisine verdiği gözlerle hayata bakmaya başlar. Değişim kaçınılmazdır. Gölge bedenden sıyrılır ve bağımsızlığını ilan eder. Hemen ardından da Forty six & 2 başlar..

1 Mart 2009 Pazar

Lateralus albümüne bu ismin konulma nedeni

Lateralus, latince kökenli lateralis kelimesinden geliyor. Türkçe karşılığı ise yan, yana ait, yanal. Aslında anatomi atlaslarına aşina olan insanlar için lateralis hiç de yabancı bir kelime değil. Ne zaman bi birbiriyle simetrik veya iki yüzlü bir kas veya kemik olsa, bu kasın veya kemiğin yan yüzüne lateralis eki getirilir.Diğer yüzüne de yani simetrik bölgesine de Medialis denir. Örneğin zygomatic kemiğin yani elmacık kemiğinin yan yüzüne anatomi atlaslarında facies lateralis denir. Yani Elmacık kemiğinin yan yüzü. Aslında bir küreyi tam ortasından keserseniz, kestiğiniz yüzeyi de kendinize doğru döndürürseniz, o yüze latince Lateralis diyebilirsiniz. Tıpkı Lateralus albüm kapağındaki gibi bir manzara elde edersiniz. Yani, bu latince sıfat, kasların ve kemiklerin belli bölgelerindeki yan yüzleri belirtmek için kullanılır. Lateralis kelimesi, anatomik olarak vucüttaki belli bir bölgeyi kastetmez.

Lateralus albüm kapağındaki anatomik görünümde ise, insan vücudu bir bütün olarak dururken, baş bölgesinden lateral yani yan bir kesit alınmıştır. Aslında burada, tam ortadan ikiye kesilen insan beyninin, sağ ve sol lob olarak iki ayrı çalışma prensibiyle ve çapraz bir algoritmayla çalışması sembolize edilir. Bilindiği üzere, beyin aslında iki beyinmiş gibi çalışır. Sağ ve Sol loblar. Bu lobların ikisi de diğerinin yaptığını yapmakta biraz beceriksizdir. Kısaca özetlemek gerekirse beynin sağ lobu aritmetik gibi hesap kitap konularında gayet iyidir. analitik düşünme becerisi, mantık yürütme gibi konularda iyidir. Ancak Sağ lob, yaratıcılık, mucitlik, duygusallık gibi daha soyut kavramlarda beceriklidir ve farklı özellikleri yerine getirir. Zihinsel faaliyetlerin bir bütün olabilmesi için sağ ve sol lobun birbiriyle uyum içinde çalışması gereklidir. Yani sağ lobun yapabildikleri olmadan, sol lobun yaptıklarının pek fazla önemi yoktur. Tersi de geçerlidir. Hatta, cinsiyetler arasında da sağ ve sol lobu kullanma becerisi değişkendir. Örneğin erkeklerin sol lobu yani mantıksallık lobu iyi çalışırken, kadınların sağ lobunun daha iyi çalıştığı görülür.

Carl Gustave Jung'un da kadın ve erkek arketipleriniyle özelliklerini açıklamak için kullandığı her insanın içinde bulunan anima ve animus da aslında beynin bu sağ ve sol lob farklılığından kaynaklanmaktadır. Her erkeğin içinde gizli kalmış bir dişi taraf, her kadının içinde de gizli kalmış bir erkek taraf bulunmaktadır. Bu ikili, hayat boyu birbiriyle çatışsa da aslında birlikte çalışmak zorundadır. Ancak kişi, bu arketiplerden birisini çoğu zaman terkeder veya önemsemez. Diğer kısım ise baskın olan diğerinin hükmü altında kalır. Böylece zihin, hayatı doğru biçimde algılayabilecekken, bu ikilinin ortaklığına ve birlikteliğine ket vurur. Örneğin erkek adam ağlamaz deyişi buna bir örnektir. Toplum da kadın ve erkek özelliklerini belli sınırlar içinde tutar her zaman. Çünkü insan benliğinin özünde bulunan bu ikili özelliğin birliği, kişinin kamil bir insan olmasında önemli bir adım olacaktır ve toplum, aydınlanmış kimseleri pek sevmez. Kadın ve erkek özelliklerinin sınıflandırılması sonucunda, kişinin kendi iç benliği çoğu zaman sekteye uğrar. Çoğu duygusal ve zihinsel çatışmanın nedeni de aslında anima ve animus arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanır.

Lateralus albüm kapağına geri dönersek, aslında ikiye bölünmüş tek bir gövdenin, bedenin taşıyıcısı olan beyin, albüm kapağında tek bir segment olarak görülmez en başta. İlk resimde insan kafası bir bütündür. Daha sonra ilerleyen sayfalarda ikiye bölünür ve bu bölümlerin tam ortasında duran kısım gösterilir. Aslında beynin her iki lobunun da birlikte çalışabilmesi için yani insan benliğini oluşturan bu iki segmentin birliğini sağlamak, sağ ve sol lobun birbiriyle eşit oranda çalışabilmesini, gelişimini sağlamak için meditasyon teknikleri ve mantralar vardır. Aslında mantranın amacı, zihnin bir tarafının çok iyi yapabildiği bir eylemi, diğer tarafın da gayet iyi yapabilmesini sağlamak ve böylece zihinsel gelişimi arttırmaktır. İşte bu albüm kapağı, aslında bu konuyu içeriyor. zihnimiz de aynen benliğimiz gibi iki eşit parçaya bölünmüş durumda. Bu durum sadece cinsel kimlikler için de söz konusu değil. Hayatta olup biten hemen her olaya aksiyle bakıyoruz. Yani diyelim ki bir siyasal partiye mensup birisi çok doğru bir hareket yapsın, sırf bizim desteklediğimiz partiye mensup değil diye bu insanın yaptığı iyi hareketi bile hor görebiliriz. Bu eylem basit bir örnektir ve ön yargının, sinizmin ve daha bir çok olumsuz duygunun aslında anima ve animusun uyumsuzluğu nedeniyle gerçekleştiğine de basit bir örnektir.

Lateralus albüm kapağı ve bu albüme lateralus adının verilmesi boşuna değildir. Albümün hemen her satırında da zaten zihinsel aktiviteyi harekete geçiren, anima ve animusun aslında bir olduğunu, iki parçanın aslında birleşmesi gerektiğini söyleyen tonla metafor bulunur. Yani bu albümün özü, aslında adında ve kapağında gizlidir diyebiliriz..

28 Şubat 2009 Cumartesi

Lakrimoloji ne ulan?

1994 senesinde Danny Carey'e bir röportajında sorarlar;

''aabbi bu Tool ismini nerden buldunuz be yau?''

Danny gayet sakin cevap verir; ''Yaptığımız müziğin, lakrimoloji ilminin anlaşılabilmesine yardımcı olacak bir araç(tool) olmasını istedik...ondan..''

Daha sonra saçma sapan bir lakrimoloji manyaklığı başlar. İnsanların çoğu, bu cümleyi duydukları anda, lakrimolojinin bir bilim dalı olduğundan en ufak bir şüphe bile etmemiştir. ''vay beaa...adamlara bak...lakrimoloji için yapmışlar bu müziği..''

Tool, lakrimoloji ile ilgili esinlenmenin de 1949 yılında Ronald P. Vincent adlı bir yazarın The Joyful Guide to Lachrymology adlı bir kitabından çıktığını söyler yine başka bir röportajında. Ancak Tool fanları ne kadar araştırsalar da, böyle bir kitap ortalarda yoktur. Böyle bir kitabın olup olmadığına dair şu anda bile elde veri yok. Bana kalırsa da böyle bir kitap yok.

Aslında Tool üyelerinin lakrimoloji diyerek bir kavram uydurmaları, insanların hayran oldukları insanlardan her duydukları şeyi, kesin bir doğrulukmuş gibi kabul etmelerine dair güzel bir örnek. İnsanlar daha sonra kendilerince ve Tool üyelerinin röportajlarında arada sırada bahsettikleri lakrimoloji lafları üzerinden nerdeyse Lakrimoloji adından bir bilim üretmeye kadar gideceklerini düşünebilirsiniz. Bu konu hakkında o kadar geyik yapılmış ki zamanında, artık birileri çıkıp lakrimoloji diye bir kavramı gerçekten var edebilir. hatta bu siz bile olabilirsiniz!

Bir tanım yapacak olursak Lakrimoloji, ''göz yaşı ilimi'' olarak ifade edilebilir. İnsanın hayatı anlayabilmesinin tek yolu, acı ve ızdıraptır. Dökülen göz yaşları, hayatı daha iyi anlamaya ve tekamüle giden yola kapı olacaktır. Aslında bu tanımlama, tam manasıyla tasavvufi bir tanımlamadır. Çoğu ermişin, özellikle hint destanlarında acı çekerek kendini ve nefsini yokettiğini, böylece bir ermişe dönüştüklerini görürsünüz. özellikle hint destanlarında geçen Vasishta'nın hikayesi buna güzel bir örnektir.

Tool'un, lakrimoloji diye salladığı, kaynak gösterdiği kitabın bile nerde kimse ne zaman yayınlandığı belirsiz olduğu bir kavramı, insanlar şimdi bile sanki gerçekten varmış gibi algılamaktadırlar. Aslına bakılacak olursa lakrimoloji, sadece tanımından başka bir şey içermemektedir bu haliyle ama bu yeterlidir. ''nedir bu?'' diye sorulan bir soruya karşılık, bir cevabınız varsa eğer, o kavramı uydurmuş olsanız da bir gerçekliğe kavuşturmuş olursunuz kendinize göre. Bir internet sitesinde bir referansınız varsa eğer, o artık bir gerçektir hatta bazılarına göre. Gazetelerin çoğunun yaptığı haberciliğe benziyor bu oh yeah.

Yani, aslında lakrimoloji falan yok. Varsa bile ne içerdiğine, neyi anlattığına dair bir veri elimizde yok. Tool'un müziği lakrimolojiye dayanır demek de sadece bir efsanenin, bir dedikodunun, Danny Carey'nin muhtemelen grup elemanlarıyla birlikte kişisel gelişim kitaplarıyla ilgili taşak geçtikleri bir konuşmanın içinde geçen bir geyik muhtemelen. Fazlası değil. Ama şu da bir gerçek, lakrimoloji, ciddi ciddi bir ilim haline gelebilir. Sallama bir şey olarak söylense bile, varlığına inananlar ve ciddiye alanlar tarafından sağlam temellere oturtulabilir. hmm dinlerin nasıl doğduğuna dair bir hikayeye benzeyecek sanırım bu :)

lakrimoloji hakkında ciddi bir yazı okumak istiyorsanız;

http://www.dailygrail.com/node/2085

ayrıca bu da bonus;

http://www.toolarmy.com/toolband/lachrymology/lachrymology.php

Kasideler diyarından

1996 yılında California depremlerle sarsılaacak, haritadan silinecek, dünyanın sonu gelecek, umarım bu hemen olur denildiği günden bu yana tam 13 sene geçmiş. Animus ve Anima ile birlikte geçirilen 13 sene. İç benlik coşmuş, kopmuş gitmiş bir yerlere. Ancak toparlamak zor olsa da, Tool bu toparlanmada gani gani yardımcı olmuş. California ve dünya hala burada. Yok olan bir şey yok henüz. Ancak Tool, kuruyup gidene el uzatan bir sufi gibi hala.

Bugüne dek dinlediğiniz gruplara bir bakın..Her biri yaptıkları müzikle size ilham verdiler, eğlendirdiler, üzdüler, hissettiklerinize tercüman oldular, empatiyi az da olsa hissettirdiler. Sizi mutlu ettiler. Kimisi sözlerinin içinde size öğüt verdi, kimisi özgür hissettirdi sizi. Ama kabul edelim ki hiç bir müzik grubu, müzisyen, dinleyicisine Tool gibi hizmet etmedi. Bana göre Tool, bir insanın kişisel gelişimine yazdığı her satır sözle gani gani katkıda bulunmuş, insanların hiç dikkat etmedikleri şeylere bir göz atmalarını sağlamış, ''over think evladım..over analyze'' diyerek dayatmamış, sadece kapıyı göstermiş, içeriye girip girmemeyi dinleyicisine bırakmış kadim zamanlardan kalma bilgelik okullarına benzeyen bir anlayışla insanlara bir şeyler hissettirmenin de ötesinde, ilham ve birikim vermiştir. Verdiklerinin değeri, anlattıkları şeylerin daha fazla farkına vardıkça çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu blogda, sadece Tool yazılarına ve Tool şarkı sözlerindeki, grup elemanlarının yaptığı diğer projelerle ilgili, ilgilendikleri konularla, kitaplarla ilintili her türlü materyale ve işlere yer verilecektir, yorumlar getirilecektir. Uzun zamandır yapmayı planladığım bu işi, artık ertelemeden hayata sokuyorum. Tool, her sözünün altından bir dehliz çıkabilen bir yer altı tüneliyse eğer, buyrun işte o tünele giriyoruz.